Yaşayan Heykeller: Uykulu Hastalığın Korkunç Yüzü
1917 ile 1928 yılları arasında, yarım milyondan fazla insan, bir korku filminin senaryosuna yakışır bir hastalığın pençesine düştü. Kurbanlar – son derece canlı ve bilinçli olmalarına rağmen – kendilerini açıklanamayan bir donmuşluk hali içinde buldular. Statik bedenleri, zihinlerinin hapishanesine dönüştü.
Ensefalit lethargica (EL) ya da halk arasında bilinen adıyla “uykulu hastalık,” ilk olarak Avrupa’da belirmeye başladı ve hızla dünya genelinde yayılarak, 1919 yılına gelindiğinde Kuzey Amerika, Avrupa ve Hindistan’da epidemik seviyelere ulaştı. Hastalığa yakalananların yaklaşık üçte biri hayatını kaybetti. Hayatta kalanların neredeyse yarısı, çevreleriyle fiziksel etkileşim kuramaz hale geldi; oysa etraflarındaki dünyayı tamamen fark ediyor ve duyuyorlardı. Sınırlı konuşma yeteneğine, göz hareketlerine ve hatta gülme kabiliyetine sahip olsalar da, genellikle saatler, günler, haftalar ya da yıllar boyunca tamamen hareketsiz, yaşayan heykeller gibi görünmeye mahkumdular.
Hastalığın nedeni bilinmemektedir, ancak bir teori, boğaz ağrılarına neden olan streptokok bakterisinin nadir bir türü tarafından tetiklenen beyin iltihabını öne sürmektedir. Bilimin en iyi tahminleri, bu bakterinin mutasyona uğrayarak bağışıklık sisteminin beyne saldırmasına yol açtığı ve kurbanları çaresiz bıraktığı yönündedir.
Tüm bunlar, hastalığın neden aniden kaybolduğu ve sonrasında sadece Avrupa’da 1950’lerde veya on yıl önce Çin’de bir 12 yaşındaki kızın hastaneye kaldırılmasına neden olan ara ara yeniden belirmesini açıklamıyor. Böyle olaylar, yeni bir normal mi yoksa EL’nin daha büyük bir planla geri dönmeye hazırlanıp hazırlanmadığının işareti mi? 2004 yılında benzer EL semptomları gösteren 20 hasta üzerinde yapılan bir analiz, onları rahatsız eden şeyin “hala yaygın olduğunu” ortaya koymuştur. Böylece tarihin “uykulu hastalığı,” kabusların malzemesi olarak kalmaya devam ediyor.
