Mike Portnoy: Rush Müzikleriyle Dream Theater Kuruldu
Mike Portnoy ; Progresif Müzik Hakkında Öğrendiğim Her Şeyi Neil Peart’tan Aldım
Her grubun bir başlangıç hikayesi vardır. Dream Theater için bu kıvılcım, Boston’daki Berklee Performans Merkezi dışında, Rush biletleri için beklerken ve Caress of Steel albümünü dinlerken ortaya çıktı.
Mike Portnoy, CBC Radio One’da Tom Power’ın sunduğu Q programına verdiği röportajda, Rush’ın müziğinin Dream Theater’ın şekillenmesindeki etkisini ve grubun ilk yıllarındaki ilham kaynaklarını paylaştı. O dönemde grup, henüz Dream Theater adıyla tanınmıyordu.
“Dream Theater, Rush’a olan sevgimizden doğdu. Grubun ilk ismi ‘Majesty‘ idi. 1985’te Berklee Müzik Koleji’nde kuyrukta beklerken, ben, John Petrucci ve John Myung, Rush’a olan ortak sevgimiz sayesinde tanıştık,” diyor Portnoy.
Portnoy, Rush’ın müzik anlayışının ve sanat anlayışının grubun yönünü belirlediğini vurguluyor. “Bu tür bir grup olmak istiyorduk. Ben pratik odasında Rush tişörtüyle çalarken onları görüyordum. Bu da bizim ortak noktamız oldu.”

Portnoy, Rush’ı, kendisinin bir müzisyen olarak gelişimine yön veren temel kaynaklardan biri olarak tanımlıyor. “**Gerçekten daha iyi bir davulcu olmayı istiyordum. Rush’ın müziği beni hemen etkiledi ve onlara takıntılı hale geldim, Neil’e ise tamamen aşık oldum ve progresif müzik, garip zaman imzaları, devasa davul setleri, melodik davul partilerini nasıl orkestre edeceğimi, bunların hepsini Neil’den öğrendim.”
Neil Peart, çok sayıda davulcunun saygısını kazanmış bir figürdür. Portnoy için Peart’ı keşfetmek, bir davulcunun sadece davul çalarken değil, aynı zamanda onun ötesinde de ne kadar genişleyebileceğini anlamak oldu: “Neil‘i keşfettikten sonra, sadece bir davulcu olarak değil, müzikal bir insan olarak da gelişmeye başladım. Bir de, grubun söz yazarı olması beni çok etkiledi. Sonunda ben de Dream Theater’da söz yazarı oldum.”
Portnoy, Rush’a olan ilgi ve etkisiyle, diğer progresif müzik gruplarını keşfettiğini de ifade ediyor. “O noktada Rush’a ve Neil’e derin bir dalış yaptım ve oradan Frank Zappa’nın müziği, Simon Phillips, Terry Bozio gibi davulcuları, Yes, Crimson, Genesis gibi erken dönem prog gruplarını keşfettim.”
Portnoy, Neil Peart ile tanışma fırsatını 2006 yılında, Rhythm Magazine’de misafir editörlük yaptığı dönemde buldu. “Bir dergi, Rhythm Magazine (İngiltere) bana misafir editörlük yapma fırsatı vermişti ve dört büyük ilham kaynağım ile röportaj yapmamı istediler. Tabii ki, birinci sırada Neil vardı. Neil, Bill Bruford, Lars Ulrich ve Pink Floyd‘dan Nick Mason.”
Portnoy, Neil Peart ile New York’ta bir otel odasında tanıştı. Bu tanışma, sadece bir röportaj değil, aynı zamanda derin bir arkadaşlık ilişkisi başlattı. “İlk kez Neil ile tanıştığımda, onu röportaj yapmak için odaya davet etmiştim. Herkes her zaman bizi Rush’la karşılaştırır ve Rush’ı hep konuşurduk. Yani, kim olduğumu biliyordu ama hiç tanışmamıştık ya da konuşmamıştık. Bu fırsat ilk defa verildi ve işin güzel tarafı, onunla röportaj yapmak olduğu için, hep sormak istediğim fanboy soruları sordum.”
Portnoy ve Peart arasındaki ilişki, uzun süreli bir arkadaşlık haline geldi. Portnoy, Peart’ın ona gönderdiği uzun e-postaları ve paylaşımcı tutumunu anlatarak, “O, gerçekten arkadaşlarına her konuda cömert ve içten bir insandı. Bu noktaya geldiğim için çok şanslıyım,” diyor.
Portnoy’un hikayesi, müzikal etkinin ötesinde, kişisel bağlar ve yaratıcı felsefeler üzerine de bir örnek teşkil ediyor.
Kaynak : sonicperspectives
