Van Zandt’ın Gözünden Clapton’ın Mükemmeliyeti
Steven Van Zandt için müzikte mükemmeliyet önemli bir değer taşıyor. Son zamanlarda çıkan Bruce Springsteen belgeseli Road Diary’de de bu yaklaşımı görmek mümkün; Van Zandt, ekibin bütün üyelerinin müzikal açıdan en iyi durumda olmalarını sağlamak için sürekli kontrol ediyor, şarkıları kusursuz hale getirene kadar prova yapmaları konusunda ısrar ediyor. Bu tavrının arkasında, müziğe duyduğu derin sevgi ve müziğin her zaman en iyi haliyle var olması gerektiğine olan inancı yatıyor. Van Zandt’ın önderliğinde, E Street Band üyeleri sahneye çıktıkları her performansta, dinleyicilere müzik adına en iyisini sunmak için olağanüstü bir bağlılık gösteriyor. Bruce Springsteen, dünyanın en iyi canlı performans sanatçısı olarak kabul edilirken, onun sahnedeki bu başarısına, ekibinin koyduğu çaba da büyük katkı sağlıyor.
Van Zandt’a göre, müzikte mükemmeliyet sadece sahne performanslarında değil, kaydedilen müzikte ve sanatçının yazdığı şarkılarda da kendini gösteriyor. Onun için bu mükemmeliyetin zirveye ulaştığı anlardan biri, Eric Clapton’ın kariyerinin belirli bir döneminde ortaya çıkıyor. Van Zandt, Clapton’ı müzik dünyasında çok önemli bir yere koyuyor ve onu gelmiş geçmiş en etkili gitaristlerden biri olarak nitelendiriyor. Van Zandt’a göre Clapton, “siyah elektrik blues’unun özünü” tanıtan bir sanatçı olarak, rock and roll müziğine kök salmış bir gitar stili yaratmayı başardı. Bu tarzın temelini Buddy Guy, Hubert Sumlin ve B.B, Albert ve Freddie King gibi efsanevi blues gitaristlerinden aldığı ilhamla oluşturduğunu belirtiyor. Van Zandt, Clapton’ın blues’a yaptığı katkıyı tarif ederken, onun rock ve blues müziğinde yeni bir ifade tarzı yarattığını, bu nedenle diğer gitaristlerden ayrı bir yere konması gerektiğini savunuyor.
Ancak Van Zandt, Clapton’ın müziğinde mükemmeliyetten ödün verdiği belirli bir dönemi de vurguluyor. Ona göre Clapton’ın “Layla” albümü, sanatçının şarkıcılık, söz yazarlığı ve gitar çalma açısından en yüksek seviyeye ulaştığı bir anı simgeliyor. Clapton’ın “Layla” ile ulaştığı bu yoğunluk, Van Zandt için blues’un en özgün yorumlarından biri olarak kabul ediliyor; çünkü Clapton bu eserde karşılıksız bir aşkın yarattığı derin bir üzüntüyü dile getiriyor. Van Zandt, Clapton’ın bu albümden sonra bilinçli bir tercih yaparak, kendine daha uzun ve sakin bir kariyer rotası çizdiğini düşünüyor. Bu değişim, Clapton’ın müziğinin kalitesini düşürmemiş, ancak ilk dönemine göre bir adım geri çekilmiş gibi görünmesine neden olmuş. Van Zandt, sanatçının bu geçişiyle, sadece kısa bir sürede zirveye oynamak yerine, uzun soluklu bir sanat yolculuğuna adım attığını belirtiyor ve “Clapton, mentörlerinin izinden giderek bir yol ustası olmayı seçti” diyor.
