Üçü de Hendrix’ten Erken Dönemde Etkilendiler
Marty Friedman ‘Özellikle bir Jimi Hendrix hayranı olmadığını’ söylerken ve ‘haksız’ bir şekilde ‘Hendrix Klonları’ olarak etiketlenen 3 gitaristi anlatıyor.
Rock ve metal gitar virtüözü Marty Friedman, en büyük eski okul etkilerinden bazılarını ve bu kişilerin nasıl “haksız yere” Jimi Hendrix “klonları” olarak etiketlendiklerini anlattı.
Bir gitarist olarak Jimi Hendrix’e ilgi duymamak çok sıra dışı görünse de Friedman gibi yetenekli ve yetkin bir müzisyen de bu adamlardan biri. Elbette zevkler ve tercihler özneldir ve günün sonunda her şey neyle bağlantı kurduğunuzla ilgilidir. Ve Friedman gitar odaklı müzik tarihinde kendine bir yol bulmuş.
Etkilendiği isimler ve en sevdiği gitaristlerden bazıları söz konusu olduğunda Marty, Jimi Hendrix’ten açıkça ilham alan üç virtüözün altını çizdi. Goldmine dergisi için kısa bir süre önce kaleme aldığı ve en sevdiği gitar icralarını içeren albümleri tartıştığı yazısında, 1978 tarihli canlı albümleri “Live” ile Frank Marino ve Mahogany Rush’ı gündeme getirdi.
Marty, “Benim gibi Jimi Hendrix hayranı olmayan biri için, tüm zamanların en sevdiğim üç gitaristinin Uli Jon Roth, Robin Trower ve Frank Marino olmasının garip olduğunu kabul ediyorum” dedi. “Bu adamlar hiç şüphesiz Hendrix’ten etkilenmişlerdir ve öyle ki üçü de (oldukça haksız bir şekilde) dar görüşlü gazeteciler ve adil olmayan hayranlar tarafından ‘Hendrix klonları’ olarak etiketlenmişlerdir.
Elbette Friedman, kendi çalışını etkileyen bazı müzisyenler de dahil olmak üzere Jimi’nin büyük etkisinin kesinlikle farkında.Ancak Marino, Trower ve Roth’un daha da ileri giderek kendi benzersiz tarzlarını yarattıklarına dikkat çekti. Şöyle ekledi:
‘Üçü de Hendrix’ten erken dönemde etkilendiler, ancak daha sonra çalımlarını stratosfere sıçratarak Hendrix’in distorsiyona batırılmış blues solosu ekolünün benzersiz ve son derece güzel ve keyifli dallarını yarattılar.
Frank Marino’nun bu canlı albümdeki çalışı çok fazla yoğunluk, aciliyet ve heyecanla doluydu. Bunu, muhtemelen ona ilham veren rahat, özensiz ve uyuşturuculu gitar stiliyle karşılaştırmak benim için imkansız.
Özellikle görkemli ‘The World Anthem’ parçasındaki melodi anlayışı, Frank Marino’yu dinlemeden önce müzikal olarak hayal bile edemeyeceğim ve kariyerim boyunca taklit etmeye çalıştığım bir şeydi.
