Krautrock efsanesi: Faust

“Çıplaktık, çoğu zaman uyuşturucunun etkisindeydik ve köpek maması yerdik”

‘Alman Beatles’ olmaya karar vermişlerdi ancak kırsal kesime giderek deneysel krautrock yapmaya başladılar. Peki Faust’ta pnömatik matkaplardan ve çıplak eşek gezintilerinden daha fazlası var mıydı? Faust’un eski basçısı ve vokalisti olan Jean-Hervé Peron, eski grubu hakkında konuşuyor. Özellikle de 1970’lerin başında Hamburg’un dışındaki kırsal bir bölge olan Wümme’de bir komünde yaşamış oldukları dönem.  

Faust’un Wümme’deki zamanı, deneysel rock tarihindeki en büyük destanlardan biridir. Genç ve kurnaz menajerleri Uwe Nettelbeck, Polydor’u bir şekilde, yakın zamanda oluşturulmuş Hamburg müzisyenleri topluluğunda yer almak için kayda değer bir iş yapmadıklarına ikna eder. Alman rock için ödün vermeyen bir çağda Faust, yoldaşları olan Can, Kraftwerk ve Amon Düül II’nin standartlarına göre bile daha kışkırtıcı, devrimci ve düpedüz garipti. Faust, Wümme’deki eski bir okula yerleşti ve bu noktada hikaye daha da efsanevi hale geldi. Çok miktarda uyuşturucu alındı ve kıyafet giymek isteğe bağlıydı. Yemekler sıklıkla çıplak olarak yenirdi ve grubun orijinal davulcusu Arnulf Meifert yakındaki bir köyde çıplak şekilde eşeğe binerdi.

Amerikalı avantgard besteci Tony Conrad, Wümme’deki yaşamı tanımlamak için ‘garip’ sıfatını kullandı ve Faust’un üyelerinin çok fazla uyuşturucu etkisi altında olduğunu ve hiçbirinin ortak albüm olan Outside the Dream Syndicate’i yaptıklarını hatırlayamadığını iddia etti. Peron, mesele şu ki, diyor Wümme hakkındaki hikayeler o kadar korkunç ki Faust’un orada ne kadar iş yaptığını gölgede bırakıyor. ”Elbette harika zaman geçirdik ve çıplaktık da. Çok uyuşturucu kullandık, çok güzel zamanlarımız oldu. Ama çoğu zaman stüdyodaydık. Hiç pratik yapmadık, doğaçlama yaptık ve müzik kaydettik. Zamanın %80’ninde stüdyodaydık. Bir fırsatımız vardı ve onu kullandık. Sadece paranın tadını çıkardık. Paramız yoktu. . Faust ile ilgili bir diğer efsane ise çok paramızın olduğu yönündeydi. Ses mühendisi ve yeni ekipman için ödeme yaparak stüdyoya girdik. Eski, paslı bir araba kullandık hep ve bazen köpek maması yedik. Ortada bir yıldızlık yok. Ama güzel bir hayatımız vardı.”

Dürüst olmak gerekirse, bu, Irmler’in Faust’un ”gelmiş geçmiş en tembel grup” olduğu yönündeki önerisiyle biraz çelişiyor. Bir Wümme hikayesinde, Irmler, kayıtlara katkıda bulunmak için yatağından kalkmak zorunda kalmaması için klavyesini uzun bir kabloyla bağlamış olduğu anlatılıyor.

Ancak müziğin saf vizyoner gücünü tartışamazsınız. Elli yıl sonra bile, 1971’in Faust’u ve 1972’nin So Far’ı hala kulağa inanılmaz geliyor. Teyp deneyleri, sentezlenmiş gürültü, bozuk gitar sıkışması, soyut piyano araları ve bando müziği…

Faust’un üyeleri farklı müzikal geçmişlerden geliyordu. Peron bir halk adamıydı, Irmler kendi klavyesini yapan bir elektronik meraklısıydı. Ancak Faust’un devrimci sesinin  savaş sonrası Almanya’nın kendine özgü kültürel ortamından ve özellikle dünyadaki 1968’deki öğrenci protesto hareketinin ateşlediği kargaşadan doğduğu konusunda hemfikirler.

Irmler, ”Hitler müziği yok etti” diyor. ”Şunu ve bunu çalmak yasaktı. Bu yüzden 3. Reich’ın çöküşünden sonra, çok fantastik İngiliz ve Amerikalı müzisyenler dışında üzerine inşa edilecek hiçbir şey kalmadı. ‘Bırakın İngilizler yapabildiklerini yapsınlar, çünkü onlar harikalar ama biz aynısını yapmak zorunda değiliz – bu saçmalık’. Neden Cream gibi çalmaya çalışmam gerektiğini anlamıyorum. Dolayısıyla Faust benzersiz bir fikir çünkü ortak müzik fikirlerini takip etmek istemedik.”

Peron, ” Alışılagelmiş şeyleri umursamadık ve yıldız olma peşinde değildik’ diyor. ”Kendi müziğimizi arıyorduk ve kendi müziğimiz dereken Avrupa’yı, daha spesifik olarak da Almanya’yı kastediyorum – o zamanki Alman gençliğinin tüm ihtiyaçlarını, endişelerini ve hayallerini ifade edecek bir müzik. Üç akorlu blues ve rock olayı istediğimiz şey değildi. Fransız olduğum için, Cezayir’deki savaşla Fransız düzeyinde aynı sorunları yaşıyorum. Bizim de öyle güzel bir tarihimiz yok. Ve zamanın Fransız popüler müziği tatmin edici değildi. Grands chansons – Brel ve Piaf dışında sadece saçmalık vardı. Hiçbir şey yoktu. Birinin yapması gerekiyordu. Biz yapmak istedik”. Sorun şu ki 1970’lerin başında Almanya’da kimse bunu dinlemek istemiyordu. Faust, İngiltere’ye kaçtı. Virgin şirketi ile yeni bir anlaşma yaptı. Faust IV’ü kaydetmesi için  Faust’a pastoral stüdyoları The Manor’u verdiler. Irmler, ‘’Orada çalışan kızlardan biri erkek arkadaşının müzisyen olduğunu söyledi ve biz uyurken stüdyoyu kullanıp kullanamayacağını sordu’’ diye hatırlıyor. ‘’Ve işte Mike Oldfield Tubular Bells’i böyle kaydetti.’

Bu arada, 1973’te The Faust Tapes’i çıkardılar ki bu kayıt ilk çıkışlarından bile zorlu olan 43 dakikaya sığdırılmış 26’lı parçalı bir işti. Bu albümleri 60.000 kopya sattı. Peron, ‘’ Son derece  memnun kaldık. Almanya’da görmezden gelindik. İngiltere’de ise bize kalplerini, kulaklarını ve kollarını açtılar, bizi sokakta karşıladırlar.’’ diye ekliyor. Grubun canlı performanslarının olağanüstülüğü nedeniyle belki de bu kadar yoğun bir ilgi vardı . Beraberinde bir dizi konser coşkuyla karşılandı. Irmler, bir konserde otobüslerinin yol çalışmaları nedeni ile alabora olduğunu hatırlıyor. Grup pnömatik matkaplı bir işçiden o gece sahnede kendilerine katılmasını istedi. Adam reddetti ancak yine de bir pnömatik matkap sahnelerinin bir parçası haline geldi. Peron, canlı bir performansın yalnızca ses merkezlerine ulaşmaması gerektiğini düşünüyor. Bir tenor şarkıcısının bir iskeleye konması ve iskelenin alev alması gibi garip şeyler görmelisiniz. Bilinçaltınızda bir şeyler dengesizleşir ve işte o zaman alıcı olursunuz. Sonra da ‘Neden?’ diye sormaya başlarsınız. Gülüyor ve ekliyor ‘’ Kabul edildik’ İnsanlar nefes nefese kalıyor, ‘Orada neler oluyor?’ Karanlıkta langırt makineleri ile oynuyorduk ve Hamburgda’ki ilk konserimizde olduğu gibi ‘Boo,- get off – you’re shit’ diye bir şey yoktu. Büyük Britanya ve özellikle Londra, Faust’un canlandığı ve büyüdüğü yer. ‘’

Yine de her şey ters gitti. Nettelbeck istifa etti ve Irmler, synth ve saksafoncu Gunther Wüsthoff ve gitarist Rudolf Sosna’nın yaptığı gibi Almanya’ya döndü. Peron şöyle hatırlıyor: ‘’ İlk roadie’miz olan Ruud Bosmer, ’Faust onların en büyük düşmanıydı’ dedi. Güzel bir şeye yaklaşır yaklaşmaz onu reddetme, yok etme eğilimindeydik. Virgin için fazla sorun çıkardık. Richard yeterliydi ve sanırım onu suçlayamam. Başa çıkılması çok zor bir gruptuk. Para kazanamadık, uzlaşmak istemedik.’’ Faust, Münih’te bir araya geldi. Irmler, yapımcı Giorgio Moroder’i ‘’Donna Summer gece eve gittikten sonra’’ Musicland Stüdyolarını boş zamanlarını kullanmalarına izin vermeye ikna etti. Yeni kutu setinin de bir parçası olan, Punkt adında ilk kez piyasaya sürülen bir albüm kaydettiler. Virgin grunun faturalarını ödemeyi reddettiğinde Peron, ‘’ Ayrıldık, ortadan kaybolduk. Artık paramız, hedefimiz, hiçbir şeyimiz yoktu. Ve bu sondu.’’

Ama değildi. Faust’un müziği post- punk ve ötesinde son derece etkili olduğunu kanıtladı. Hayranlarının bir listesi, Stereolab’dan Simple Minds’a, 1974’teki The Sad Skinhead’i örnekleyen rapçi yapımcı Madlib’den, ünvanıyla saygılarını sunan Radiohead’e kadar herkesi içeriyordu. Tüm bunlara rağmen, Peron grubun önemi hakkında konuşmayı reddediyor. ‘’Bunun hiç farkında değildim. Asla. Ve hala. Bazı grupların bana ‘Ah, Faust grubumuzun hayatını değiştirdi, bize çok ilham verdin’ dediğini duyduğum zaman, tabii ki sıcak bir duygu hissediyorum. Ama en güzel anlarım, torunlarımın bazı şarkılarımızı beğendiği anlar. Bana göre bu harika. Ama elbette, çoğu zaman Faust’u duyduklarında tepkileri ‘ Ah, Hayır! Hayır! Hayır! oluyor.’’

*The Guardian’dan Alexis Petridis’in aynı adlı röportajının çevirisidir.

los-endos.com

Yeni kan albmler, gncel haberler, albm incelemeleri, mzisyen ve grup biyografileri, progresif rock tarihindeki nemli olaylar, tarihte bugn, dinleme listeleri gibi bir ok ierik

Siz ne düşünüyorsunuz?

error: Hata !!
%d blogcu bunu beğendi: